
TEŞVİK SİSTEMİ: BİZİ BİRBİRİMİZE DÜŞÜRÜRLERKEN NEYİ KAYBEDİYORUZ?
Ekim 22, 2026Dostlar, gelin biraz geleceği düşünelim.
Bugün herkes teşvikini hesaplıyor. Kimisi mutlu, kimisi mutsuz. Kimisi sistemin açıklarını arıyor, kimisi hakkını korumaya çalışıyor.
Hepimiz kendimize aynı soruyu soruyoruz:
Bu sisteme uyum mu sağlayacağız, yoksa bu sistem bizi kendimizden mi uzaklaştıracak?
Çünkü insan her gün itiraz ettiği bir düzenin içinde yaşamaya çalışırken zamanla iki şeyden birini yapar: Ya kendini korumak için sisteme uyum sağlar ya da o sistemin içinde kendinden ödün vermeye başlar.
Ama hekimlik sıradan bir meslek değil. Burada kaybettiğimiz yalnızca zamanımız, enerjimiz veya gelirimiz değil. Bazen mesleğe duyduğumuz heyecanı, bazen meslektaşımıza güvenimizi, bazen de hastamıza ayırabileceğimiz dikkati kaybediyoruz.
Peki, bu düzen böyle devam ederse gelecekte bizi ne bekliyor?
BİR ÜTOPYA DEĞİL, BUGÜNDEN GÖREBİLECEĞİMİZ BİR GELECEK…
- Genç hekim ne öğrenecek?
Mesleğe yeni başlayan bir hekim düşünün. Önünde iki hedef var: İyi bir hekim olmak ve ekonomik olarak ayakta kalmak.
Sistem, işlem sayısını ve puanı sürekli öne çıkarırsa genç hekim zamanla şu soruyu sormaya başlayabilir:
“Ben bu hastaya en doğru yaklaşımı nasıl sunarım?” yerine, “Ben bugün kaç puan yaptım?”
Oysa genç hekimin ihtiyacı yalnızca gelir değildir. İyi bir eğitici, deneyimli bir meslektaş, hata yapmadan öğrenebileceği güvenli bir ortam ve geleceğe dair umuttur.
Genç hekimi puan yarışına değil, ustalığa hazırlamalıyız.
- Tecrübeli hekim neye dönüşecek?
Yirmi, otuz yıllık deneyimi olan bir hekim düşünün. Yıllar içinde binlerce hastayı değerlendirmiş, komplikasyonlarla mücadele etmiş, genç meslektaşlarına yol göstermiş.
Ama sistem onun deneyimini değil, yalnızca sayısal çıktısını görüyorsa ne olur?
Tecrübe, aktarılan bir değer olmaktan çıkar; kişinin kendi içinde taşıdığı, karşılığı yeterince ödenmeyen bir birikime dönüşür.
Bir hekimin yıllar içinde kazandığı tecrübe, puan cetvelinde görünmüyor diye değersizleşmez.
- Meslektaşlık ne olacak?
Bugün birbirimizin teşvikini karşılaştırıyoruz. Yarın bu karşılaştırma, çalışma ilişkilerimizin temel ölçüsüne dönüşürse ne olacak?
Birbirine vaka danışan, zor hastada yardımlaşan, deneyimini paylaşan hekimler; zamanla birbirini potansiyel gelir rakibi olarak görmeye başlayabilir.
Bu kaçınılmaz değildir. Ancak yanlış tasarlanmış teşvikler, böyle bir riski büyütebilir.
Meslektaşının başarısını kendi kaybın gibi görüyorsan sorun yalnızca gelirinde değil, sistemin kurduğu ilişkidedir.
- Hasta ne olacak?
Belki de en önemli soru budur.
Hasta, hekim için yalnızca bir işlem ve puan kaynağına dönüşürse sağlık hizmetinin ruhu zarar görür.
Çünkü iyi hekimlik bazen ameliyat etmektir; bazen gereksiz ameliyattan kaçınmaktır. Bazen daha fazla tetkik istemektir; bazen gereksiz tetkiki önlemektir. Bazen hastaneye yatırmaktır; bazen doğru izlemle hastaneye yatışı engellemektir.
Bir aile hekiminin erken tanıyla önlediği komplikasyon, bir diş hekiminin koruyucu uygulamayla önlediği diş kaybı, bir çocuk hekiminin zamanında müdahaleyle önlediği ağır hastalık da büyük bir başarıdır.
Hastalanmayı önleyen hekim, hastalandıktan sonra tedavi eden hekimden daha az değerli değildir.
Başarıyı yalnızca yapılan işlemlerle ölçersek, yapılmayan ama önlenen hastalıkları nasıl ödüllendireceğiz?
BEŞ YIL SONRA NASIL BİR SAĞLIK SİSTEMİ GÖREBİLİRİZ?
Şimdi iki farklı gelecek düşünelim.
Birinci gelecek: Puanın merkezde olduğu sağlık sistemi.
Hekimler sürekli performans hesabı yapıyor. Gençler hızlı puan üretmeye odaklanıyor. Tecrübeliler artan iş yüküyle mücadele ediyor. Koruyucu hekimlik, uzun süreli hasta takibi ve eğitim gibi ölçülmesi güç katkılar geri planda kalabiliyor.
Hekim daha fazla çalışıyor olabilir; ancak daha fazla çalışmak her zaman daha iyi sağlık hizmeti anlamına gelmez.
Tükenmişlik artarsa, mesleki dayanışma zayıflarsa, hekimler geleceklerini başka alanlarda aramaya başlarsa bunun bedelini yalnızca hekimler ödemez. Hastalar da öder.
İkinci gelecek: Emeğin ve sağlık sonuçlarının birlikte değerlendirildiği sistem.
Hekimin temel geliri güvenceli. Teşvik sistemi şeffaf. Nitelikli işlem, klinik sorumluluk, eğitim, ekip çalışması ve koruyucu hekimlik karşılık buluyor.
Genç hekim deneyim kazanmak için kıdemli hekimin yanında yetişiyor. Tecrübeli hekim, bilgisini aktarmak için zaman buluyor. Aile hekimi hastasını yalnızca başvuru sayısıyla değil, uzun vadeli sağlık sonuçlarıyla takip edebiliyor. Diş hekimi koruyucu uygulamalar için teşvik ediliyor. Hastanedeki hekim, hastayı gereksiz işlemlerle değil, doğru tanı ve doğru tedaviyle iyileştirmeye odaklanabiliyor.
Bu sistemde amaç daha çok işlem yapmak değil; daha az önlenebilir hastalık, daha doğru tedavi, daha güçlü meslektaşlık ve daha sağlıklı bir toplum.
İşte bizim hayalimiz bu.
PEKİ, TEŞVİK PİRAMİDİ NASIL DEĞİŞMELİ?
Piramidin tepesinde yalnızca en fazla puanı üretenler bulunmamalı. Temelinde bütün hekimlerin ekonomik ve mesleki güvencesi olmalı.
- Güvenceli maaş: Hekim geçim kaygısıyla değil, mesleki sorumluluğuyla hareket etsin.
- Adil taban teşvik: Hiçbir branş sistemin kör noktası yüzünden görünmez olmasın.
- Nitelik ve sorumluluk: Risk, zorluk, iş yükü ve klinik katkı hesaba katılsın.
- Koruyucu hekimlik: Önlenen hastalık da başarı kabul edilsin.
- Eğitim ve tecrübe: Genç yetiştiren, bilgi aktaran hekim desteklensin.
- Şeffaflık: Her hekim neyi, neden ve nasıl aldığını bilsin.
Bunlar gerçekleşmeden yalnızca piramidin basamaklarını değiştirmek, aynı sorunu farklı isimlerle sürdürmek olabilir.
PEKİ, BİZ NE YAPACAĞIZ?
Sisteme uyum sağlamak zorunda kalabiliriz. Çünkü hayat devam ediyor, ailelerimiz var, sorumluluklarımız var. Ekonomik ve ruhsal sağlığımızı korumak zorundayız.
Ama sistemin işleyişine uyum sağlamakla, yanlışlarını kabullenmek aynı şey değildir.
Hakkımız olanı alabilmek için kuralları öğrenelim. Puanlarımızı ve bordrolarımızı inceleyelim. İtirazlarımızı yapalım. Mesleki haklarımızı koruyalım.
Ama bütün enerjimizi sistemin içinde daha fazla puan kazanmanın hesabına teslim etmeyelim.
Çünkü biz yalnızca teşvik alan insanlar değiliz. Biz hastalıkları tedavi eden, hastalıkları önleyen, hayat kurtaran, bilim üreten ve yeni hekimler yetiştiren bir mesleğin mensuplarıyız.
Ve son bir soru:
Yarın çocuklarımız hekim olduğunda onlara nasıl bir meslek bırakacağız?
Birbirinin puanını hesaplayan hekimlerin dünyasını mı?
Yoksa birbirinin deneyiminden güç alan, emeğinin karşılığını alan, ekonomik kaygılarla mesleki vicdanı arasında sıkışmayan hekimlerin dünyasını mı?
Bizim mücadelemiz yalnızca bugünkü teşvik için değil.
Genç hekimin umudu, tecrübeli hekimin birikimi, hastanın güveni ve toplumun sağlığı için.
Çünkü sağlık sisteminin başarısı, hekimin kaç puan kazandığıyla değil; insan hayatına ne kattığıyla ölçülmelidir.





